Hz. Ebubekir ( 4 Halife Dönemi )

YAZI DİZİSİ: TAHA DAĞLI-SİNAN YAĞMUR

 Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin  öyküleri.

4 HALİFE! Bütün bilinmeyenleri, öğretileri ve Hz. Peygamber ile ilişkileri…  Hz. Ebubekir.

 

 

SADAKATİN SEMBOLÜ İSTİKRARIN GÜVENCESİ 

Hz. Peygamberin yokluğunun ilk şok dalgasında krizin büyümesini ve kardeş kavgasını önlemek için kendisini feda eden idareye istemeyerek talip olmak zorunda kalan insan. Hz. Muhammed’in (SAV)vefatının ardında İslam dünyasındaki moral boşluğunu kişiliği ile dolduracak ilk sahabelerdendir, aynı zamanda dava arkadaşının emanetini taşıyacak olgunluk ve herkesin üzerinde güven duyacağı ahlakta olan Hz. Ebubekir hengameli bir zamanda şartlar gereği halifeliği kabul etmek zorunda kalmıştı. Zaten başka bir seçeneği de yoktu.  

Ensar, iki ana kabileye ayrılmıştı: Evs ve Hazrec. Hazrec kabilesi, sayı bakımından Evs'ten fazlaydı. Hz. Peygamber, vefat ettiği zaman bütün Medine halkına duyuruldu ve Evs'ten olsun, Hazrec'ten olsun bütün müslümanlar, Hz. Peygamber'e halife seçmek amacıyla Sakîfe'de toplandılar. Herkesin gözü, Sa'd b. Ubâde'ye çevrilmişti. Onun seçilmesi bekleniyordu. O, bu toplantıda bir konuşma yapmış ve Ensarın, Hz. Peygamber'i himaye için yaptıklarını dile getirmiş, bu husustaki meziyetlerini kimsenin inkâr etmemesi gerektiğini söylemişti. O, Ensarın meziyetlerini sıraladıkça, toplantıda bulunanlar tezahürat yaparak kendisini tasdik ediyorlardı. Daha sonra aralarında konuşurken şöyle bir soru soruldu: «Kureyş'ten olan Muhacirler, Ensarın bu hakkını kabul etmez ve, 'biz Hz. Peygamberin kabilesine mensubuz, onun yakınlarıyız' derlerse durum ne olacak?» Bu soruya bir başkası, «O zaman bizden bir emir, sizden de bir emir deriz ve başka bir çözüm yoluna yaklaşmayız» diye cevap verdi. Fakat Sa'd, bunun bir zaaf olacağını söyledi.

Bu toplantı haberi, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer gibi Muhacirlerin ileri gelenlerine ulaşınca hemen  olay mahalline gittiler. Hz. Ömer, orada daha önce hazırladığı bir konuşma yapmak istiyordu. Fakat Hz. Ebû Bekir buna izin vermedi. Hz. Ebû Bekir, vakarlı, bir insandı. Toplantıda önce o konuştu. Muhacirlerin meziyetlerini Hz. Muhammed'in davetine ilk uyanların onlar olduğunu, İslâmiyet uğruna dayanılmaz meşakkat ve acılara katlandıklarını belirtti. Arkasından sözü Ensara getirerek hizmetleri yadedip onları da övdü. Meziyetlerini bir bir saydı.

Daha sonra Hz. Peygamber'den kendisinin de bizzat duyduğu, «imamlar Kureyştendir» hadisini nakletti ve Ensara hitaben şöyle «Emirler bizden, vezirler sizden olsun. Sizinle istişare yapılmadan, fikriniz alınmadan hiç bir konuda karar alınmayacaktır.» Hz. Ebû Bekir'in halifeliği böylece gerçekleşti. Burada şu hususu göz ardı etmemek lazımdır: Hz. Ebubekir’in halifeliğine itiraz edenler kırtas hadisesini uydurarak onun hilafeti hile ve desise ile gasp ettiğini, Hz.Ali ve yakınları cenaze defin işleri ile meşgulken Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir'in olayı aceleye getirerek danışıklı organize içerisinde halifeliğe geçtiklerini öne sürüyorlar. Yukarıda değindiğim üzere tansiyonu gittikçe yükselen ve küçük arbedelerden kılıç çekmeye kadar gidecek bir kriz ortamını yatıştırmak ve Müslümanlar arasında kan dökülmesini engellemek amacı ile ilm-i siyaset gereği ileri görüşlülükle basiret gösterilmeseydi bugün İslam toplumu hiristiyan dünyasından beter bir iç çatışmaya doğru giderdi.

Hz. Ömer diplomatik bir manevra ile günü kurtarma değil ümmeti kurtarma gayreti içerisinde boşluğun kaosa sürüklenmemesi için oracıkta olayın tazeliğinde elini Hz. Ebubekir’in eli üzerine koyup biat ederek kolunu havaya kaldırmış ve meseleyi kökünden çözerek fitneyi engellemiştir. Bu bir basiretli tavır örneğidir. Ebubekir hiç de istekli olmamasına rağmen kabul etmekten başka çaresi kalmadan halife olmuştur. Bütün müslümanlar biat ederek Hz. Ebubekir’in halifeliğine rıza göstermişlerdir sadece Hz. Ali’nin biatı gecikmeli olmuştur o kadar.

Hz. Ali, zevcesi Hz. Fatıma vefat edinceye kadar Hz. Ebû Bekir'e biat etmedi. Hz. Ali'nin biatında böylece altı aylık bir gecikme oldu. Hz. Ebû Bekir'e Hz. Ali, zevcesi Hz. Fâtıma'nın vefatından kısa bir süre sonra haber göndererek kendisine bîat edeceğini bildirdi ve bunun için bir zaman ve buluşma yeri istedi. Fakat buluşmaya tek başına gelmesini istiyordu. Bunun sebebi Hz. Ömer'e kırgın oluşuydu. Meseleyi duyan Hz. Ömer, Ebû Bekir'e yalnız gitmemesini söyledi. Fakat Hz. Ebû Bekir, «Onlar benim güvenliğim için tehlike değildir» dedi ve tek başına Ehl-i Beyt'i ziyarete gitti. 'Hz. Ali ona, «Hoş geldin,» dedikten sonra şöyle konuştu: «Senin faziletini kabul ediyoruz. Allah'ın sana bağışladığı lütufları kıskanmıyoruz. Ancak sen bu meziyetlerini bize karşı kullandın. Halbuki biz Hz. Muhammed'in yakınları olduğumuz için kendimizi hilâfete daha lâyık görüyorduk.»  Hz. Ali, bunları söylerken gözleri dolmuştu. Ebû Bekr ona şöyle cevap verdi: «Senin Ehl-i Beyt'ten oluşun benim bütün meziyetlerimden daha üstündür.»

Bu konuşmalardan sonra Hz. Ali, Hz. Ebû Bekir'e biat için öğle namazından sonra zaman tayin etti. Hz. Ebû Bekir namazdan sonra minbere çıktı, Hz. Ali'nin meziyetlerini birer birer anlattı, biata geç kalışını ve haklı mazeretini dile getirdi. Hz. Ali de bir konuşma yaptı. Hz. Ebû Bekir'in meziyetlerini inkâr etmediğini, fakat halife seçiminin aceleye getirilmesini doğru bulmadığı için kendisine kırgın olduğunu anlattı.

Hz. Ebû Bekir, halife seçimi tamamlanınca minbere çıkarak bir hutbe okudu: «Ey insanlar! Size halîfe oldum, ama bu, sizden daha hayırlı olduğumu göstermez. İdaremde isabetli olduğum sürece bana yardım edin. Doğruluktan ayrılırsam beni düzeltin. Doğruluk emanet, yalancılık hıyanettir. İçinizde zayıf olan, hakkım alıncaya kadar benim yanımda kuvvetlidir. İçinizde kuvvetli olansa, ondan başkasının hakkını alıncaya kadar zayıftır. Bir millet, Allah yolunda cihattan vazgeçerse Allah'ın gazabına uğrar, perişan olur. Bir millette kötülük yaygın ve revaçta olunursa Allah o milleti belâya düşürür. Allah ve Rasûlü' ne itaat ettiğim sürece bana itaat edin. Bu itaatten ayrılırsam artık sizin üzerinizde itaat görevi kalmaz. Namaza kalkalım, Allah'ın rahmeti ilerinize olsun.»

 

Hz. Ebû Bekir'in hutbesi, takip edeceği siyasetin bir nevi özetiydi. Günümüzdeki anlamıyla bir hükümet programıydı, özellikle bu hutbe» Müslümanların yönetimi denetleme hürriyetini, garanti altına alıyordu. Onlara taahhütte bulunarak hilâfetin İslâm şeriatını uygulama makamı olduğunu vurgulamış, bu temel görev yerine getirilmediği takdirde kendisine itaatin gerekmediğini belirtmiş, bu arada müslümanlara hatalarını düzeltme yetkisini vermişti. Ayrıca İslam’ın başarıya ulaşması için, İslam toplumunun ilk görevi olan Cihad'ın gereği ifade edilmişti.

 

Biyografisi: Hz. Ebû Bekir, Ebû Bekr b. Ebî Kuhâfe künyesi ile tanınır. Fil hadisesi yıllarında dünyaya gelmiştir. Gençlik yıllarını, üstün bir ahlâk numunesi olarak geçiren Hz. Ebû Bekir halkın dertlerine ortak olur, yoksullara yardım ederdi. Kureyşliler arasında büyük bir itibarı vardı. Çünkü Kureyş'in geçmişi hakkında başkalarının bilemediği «Neseb» bilgisine sahipti. Hz. Muhammed'in nübüvvetinden önce de O'nun bir dostuydu. Peygamberlik şerefi- ile şereflenen Hz. Muhammed'in çağrısını ilk kabul eden Hz. Ebû Bekir'di. Onun için Hz. Peygamber şöyle demişti: «Kimi islâm'a çağırdımsa reddetti. Fakat  Hz. Ebu Bekir, hiç tereddüt etmeden çağrımı kabul etti.»

 

İslam'a girenlerin çoğalmasında, da Hz. Ebû Bekir'in payı büyük olmuştur. Mekke'den Medine'ye Meret söz konusu olduğunda Hz. Peygamber bu şerefi ona tevcih etti. Mağarada «İkinin ikincisi» oydu. Hicretten sonra da Hz. Muhammed'in yanından hiç ayrılmadı. Tebük savaşında bayrağı taşıdı. Hicretin dokuzuncu yılında, Hac kafilesine başkanlık yapması için Hz. Peygamber tarafından görevlendirildi. Nihayet Hz. Peygamber, hastalandığı zaman, sahabeye namaz kıldırması için onu vekil tayin etti.

Hz. Ebû Bekir'in üç erkek, üç kız çocuğu vardı.Her büyük insanın, adı anıldıkça insanlar arasında yad edilen bir meziyeti olur. Hz. Ebû Bekir'in en büyük meziyeti azim ve merhametiydi. Azim, bir insanın enine boyuna düşündükten sonra, bir işe karar verdiği zaman, bir daha dönmemesi demektir. Bu azimdir ki, yoluna sıradağlar çıksa onu yarıp geçme iradesini gösterir. İşte Hz. Ebû Bekir böyledir. Merhamete gelince, insan vicdanının hassas oluşudur ki, tersi acımasızlıktır. Merhametli bir insan, düşman bile olsa, bir kimseye isabet eden herhangi bir musibet karşısında üzüntü duyar, acıma duyguları harekete geçer.

İlk İcraatları: Üsâme Ordusunun Suriye'ye Gönderilmesi: Hz. Muhammed, hastalığından bir süre önce Şam dolaylarında bulunan Mûte'de Zeyd b. Harise ve arkadaşlarının şehit edildiği bölgeye göndermek için bir ordu hazırlamıştı. Bu gurubun içinde, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer gibi ileri gelen bazı sahabîler de bulunuyordu. Ordu henüz yola çıkacağı sırada Hz. Peygamber hastalandı. Üsâme, bu durumda yola çıkmaktan vazgeçip Medine çıkışında bir yerde beklemek zorunda kaldı. Hz. Peygamber, bu hastalığın ardından irtihal etti. Hz. Ebû Bekir, halife seçildi. Tam bu sırada Araplardan bazılarının İslâm'dan döndüğü haberi yayıldı. Şam'a gönderilecek ordunun yola devamı söz konusuydu. Fakat bu olaylar üzerine ordunun gönderilmesinden vazgeçilmesini veya tehir edilmesini teklif edenler oldu.

Gayeleri, İslâm'dan dönenlerin İslâm düşmanlarına katılma ihtimali karşısında müslümanların zayıf kalmamaları için gerekli tedbirin alınmasıydı. Fakat Ebû Bekir, bu teklifi şiddetle reddetti ve ne pahasına olursa olsun ordunun yola çıkmasında ısrar etti. Eğer bu olaylar karşısında tereddüt etmiş olsaydı; halkın gözünde, daha hilâfete seçildiğinin ertesi günü, Hz. Peygamber'in, hem de ısrarla emrettiği bir görevi ihmal etmiş olacaktı. Kaldı ki bu görevin yerine getirilmesi için Hz. Muhammed hasta yatağında ısrarla tenbihte bulunmuştu.

 

Sonra bu ordunun başına Üsâme'den daha yaşlı birinin getirilmesi teklif edildi. Ebû Bekr, buna da şiddetle itiraz etti ve: «Rasûlullah'ın tayin ettiği birini Ebû Bekir azletsin, olur mu hiç?» dedi. Hz. Ömer, Ensardan bazı kimselerin böyle düşündüğünü söyleyince, onunla da tartıştı. Sakalından tutup, «Anan öle Ömer! Rasûlullah'ın seçtiği bir heyet başkanını benim almamı nasıl istersin?» dedi. Bunun için Hz. Üsâme'nin bu yetkisini ihlâle yanaşmadı. Hz. Ebû Bekr, bu orduyu uğurlarken kendilerine şu nasihatte bulundu: «Dâvanıza ihanet etmeyin. Savaşta bile insaftan ayrılmayın. Çocukları, yaşlıları, kadınları öldürmeyin, zulmetmeyin, hurma ve diğer meyve ağaçlarını, koyun, keçi ve diğer hayvanları yemenin dışında bir amaçla kesmeyin, telef etmeyin. Kiliselerde ibadete çekilenlere rastlarsanız onları ibadetleri ile başbaşa bırakın. Size yiyecek, içecek ikram edilirse «Bismillah» demeden yemeyin, içmeyin.

 

Ridde olayları: Hz. Ebû Bekr'in azmini ispatlayan başka bir örnek de İslâm tarihine «Ridde olayları» diye geçen, dinden dönüş hareketleri karşısında aldığı tavırdır. Yemen ve Necid dolaylarındaki Araplardan bir kısmı İslâm'a girdikleri halde, henüz tamamen dine ısınmamışlardı. Bunlar, Hz. Muhammed'in vefatını fırsat bilerek İslâm'ın farz kıldığı ibadetleri, özellikle zekât vermeyi reddettiler. Bu karışık ortamdan istifade etmek isteyen bazıları ise peygamberliklerini ilân ederek, aldattıkları kimseleri peşlerine taktılar. Böylece, İslâm'dan dönen ve kendilerine «mürtet» denilen bu Araplar iki grupta toplanıyordu:

 

1 — Zekât ödemek istemeyenler,

2 — el-Mütenebbinin denilen sahte peygamberlerin peşine takılan ve «Rafizî» diye isimlendirilenler.

Yemen ve Necid bölgesindeki Arapları tesir altına alan bu olayları bastırmada, Hz. Ebû Bekir'in azim ve iradesi büyük rol oynamıştı.

 

Kur’an komisyonunu kurmak: Hz. Muhammed'in sağlığında, nazil olan âyet-i kerîmeler ve sûreler, ashaptan yazıyı bilenler tarafından, ya hurma ağaçlarının dal ve yapraklarına veya derilere, yahut ta düz kemik ve taşlar üzerine yazılırdı. Ayrıca Rasûlullah'ın bir çok vahiy kâtibi de vardı ki, bunlar da nazil olan vahyi yazı ile tespit ederlerdi. Hz. Ebû Bekr devrinde, Müseylemetü'l-Kezzâb ile yapılan muharebe neticesinde Kur'an-ı Kerim'in tamamını ezbere bilenlerden (kurra - hafız) bir kısmı şehit olmuştu. Bu savaşta ve bunun gibi ileride meydana gelecek savaşlarda, bir çok hafızın şehit olması söz konusu idi. Böylece yavaş yavaş Kur'an'ı ezbere bilenler hayatta kalmayacaktı. Durumun nezaketini ve vahametini düşünen Hz. Ömer, halifeye müracaat ederek Kur'an-ı Kerim'in toplatılmasını istedi. Onun bu fikri, makul olarak karşılandı ve hemen toplama işine geçildi, önce, meşhur hafız ve vahiy kâtiplerinden bir heyet kuruldu. Bu heyetin başına da Zeyd b. Sabit getirildi. Zeyd b. Sabit, hem Kur'an-ı Kerim in hafızı, hem de Rasûlullah'a vefatından önce Kur'an-ı Kerim'i tamamen baştan aşağı okuyarak onun tasvibini alan değerli bir sahabi idi.

Kur'an-ı Kerimi toplamak ile görevlendirilen bu heyette Hz. Ömer, Osman, Ali, Talhâ, Sa'd, Ebû Derda, übey b. Kâ'b Abdullah b. Mes'ud, Mikdad b. Isved ve Ebû Musa el-Eş'arî gibi ashabın meşhurları da vardı. Bunların hepsi de Kur'an'ı ezbere biliyorlardı. Kur'an-ı Kerim'i toplayacak heyet meydana getirildikten sonra, kimde Kur'an-ı Kerim'den yazılı bir âyet veya sûre bulunuyorsa getirmesi, kimin ezberinde bir âyet veya bir sûre varsa iki şahit ile gelip bildirmesi istendi. Bu iş de tamam olduktan sonra heyet derleme işine başladı. Neticede, uzun bir çalışma sonunda Kur'an-ı Kerim' in bütün âyet ve sûreleri toplandı. Rasûlullah'ın en son okuduğu sıraya göre, düzene konuldu. Sonra bütün ashap çağırılarak, toplanan Kur'an-ı Kerim'in tamamı Hz. Ömer tarafından orada hazır bulunanların huzurunda okundu. Daha sonra Ebû Bekir'e teslim edildi. O da, bu mukaddes emaneti hilâfeti devrinde büyük bir titizlikle muhafaza etti. Vefat etmeden önce de, Hz. Ömer'e teslim etti.

Hz. Ebû Bekir Devrinde Ülke Yönetimi: Arap yarımadası, tamamen İslâmî yönetim altına girmişti. Hz. Ebû Bekir, ülkeyi vilâyetler halinde idarî bölümlere ayırmış, her vilâyete bir vali tayin etmişti. Bu valilere, namazı kıldırma, adalet işlerini yürütme, yasama ve icra yetkisini kullanma gibi görevler vermişti. Hz. Ebû Bekir döneminde, kaza (hüküm verme) yetkisini valiler kullanıyordu. Halife, ayrıca kadılar tayin etmemişti. 3 yıl halifeliği süren Hz. Ebubekir 634 yılında hastalandı ve namaz kıldırma görevini Hz.Osman’a verdi. Aynı yıl 63 yaşında vefat etti.

 

Hz. Ömer(r.a)'in Hayatı İçin Tıklayınız http://yamabilgi.blogcu.com/hz-omer-4-halife-yazi-dizisi/8657238

Hz. Osman(r.a)'ın Hayatı İçin Tıklayınız : http://yamabilgi.blogcu.com/hz-osman-4-halife-donemi/8663646

Hz. Ali(r.a)'nin Hayatı İçin Tıklayınız : http://yamabilgi.blogcu.com/hz-ali-4-halife-donemi/8669351

www.yamabilgi.blogcu.com                  Alıntıdır : Sabah Gazetesine Teşekkür Ederiz...

ARAKAN'A YARDIM
Yorum Yaz